Kurum Kültüründe Deneyim Ve Cesareti Birleştirmek

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir toplantının ana başlıklarından biri, bugün hemen her platformda konuşulan “kuşaklar arası birlikte çalışabilme” kavramıydı.

Toplantıda bu konu üzerine düşünürken, Zülfü Livaneli’nin Leyla’nın Evi romanı aklıma geldi. Çünkü bu roman, yaşları ya da rolleri karşı karşıya getirmekten çok, insanların aynı çatı altında nasıl var olabildiğini sorgulatan ve beraberinde çözümü de içinde barındıran bir eser.

Gerçek meselenin kuşaklardan ziyade deneyim, hız, cesaret ve anlamın bir araya gelip gelememesi olduğunu düşünüyorum.

Bugün kurumlarda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Deneyimli profesyoneller derinlik ve anlam sunarken, genç kuşak hız, cesaret ve deneme kültürünü beraberinde getiriyor.

Mesele, bu iki gücü bir arada tutabilmenin ötesinde; onların birbirini anlamasını ve birlikte üretmesini mümkün kılan bir kültür yaratabilmek. Çünkü gerçek sinerji, birbirini tamamlayan ekiplerde ortaya çıkıyor.

Kurumsal hayatın güncelinde yer alan konulara edebi eserlerle bakmaktan hoşlandığımı daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım. Bu bakış açısı, bizi didaktik bir dilden uzaklaştırıp hikayeler aracılığıyla daha yumuşak ve düşündüren bir alana taşıyor.

Leyla’nın Evi kitabında işlenen tek kavram bu değil; hem bu konuya farklı bir perspektiften bakmak hem de daha fazlasını keşfetmek için kitabı okumanızı tavsiye ederim.